Sting – Fragile

Öncelikle Sting kimdir ? Buradan başlayalım ..

Gerçek ismi “Gordon Matthew Thomas Sumner” olan Sting 2 Ekim 1951 yılında Wallsend(İngilte)’de doğmuştur…

Çocukluğu kuzeydoğu İngiltere’nin tersanelerinde geçer ve babasıyla gemilere satış yaparken gözüne çarpan, terk edilmiş bir klasik gitar artık aklından çıkmaz olduğunda müzik hikayesi de başlar Öğretmenlik okuluna başlar, hatta birkaç sene bir ilkokulda öğretmenlik de yapar. Üniversiteden ve okuldan artakalan zamanlarında çeşitli caz gruplarıyla çalarken herkesin ilgisini çeken ismine kavuşur; “Sting”. Phoenix Jazzmen’le çaldığı bir akşam üzerinde şeritleri olan siyah ve sarı bir kazak giymiştir ve grup üyesi Gordon Solomon, o akşam Gordon’u, tam bir arıya benzetir ve bu takma isim artık o kadar vazgeçilmez olur.Hatta 1985’te ‘’Bring on the Night’’ gecesinde bir gazeteci Sting’e ‘’Gordon’’ diye seslendiğinde Sting, ‘’Çocuklarım bana Sting diyor, annem beni Sting ismiyle çağırıyor, Gordon da kim?’’ der ve hatta 2011’de Time dergisine verdiği röportajda şunu da ekler: ‘’Hiçbir zaman Gordon ismiyle çağrılmadım. Sokakta Gordon ismini duysam arkama bile dönüp bakmam.’’ der…

1977’de ani bir kararla cebinde tek bir telefon numarasıyla müzik yapmak için Londra’ya gider ve ‘’The Police’’ grubu olarak ‘’Reggatta de Blanc’’ albümünde ‘’Message in a Bottle’’ ile İngiltere’de ilk hit olacak parçalarını yayımlarlar, 1978 ve 1981 yılları arasında Londra’da punk müzik kökenlerinden gelip, reggae tınılı minimalist pop-rock, caz türlerinde gezinen ‘’New Wave’’ grubu ‘’The Police’’, 75 milyondan fazla plak satar, toplamda altı Grammy ödülü, listelerde birincilikler ve İngilizlerden ‘’Outstanding Contribution to Music’’ gibi çok önemli ödüller alırlar ve bize de ritim yürüyüşlerine eşlik eden sözleriyle adeta bir marşı anımsatan, takibi elden bırakmayan aşk şarkısı ‘’Every Breath You Take’’miras kalır. Şarkı 1983’ün en çok satılan single’ı olmasının yanı sıra Rolling Stone listesindeki en iyi 500 şarkı içine 83 numaradan giriş yapar ve daha da önemlisi o sene rakibi  olan efsane Michael Jackson şarkısı Billie Jean’i geçerek Grammy ödülünü alacak kadar çok sevilir…

18 Ağustos 1983’te Shea Stadyumu’nda grup olarak son konserlerini verirler, hiçbir zaman resmi olarak grubun dağıldığını açıklamasalar da grup üyeleri solo çalışmalarına yönelirler. Sting yardım konserleri ile de dikkat çeker ve 1985’te Dire Straits’in ‘’Money for Nothing’’ şarkısına Wembley Stadyumu’nda vokal yapar. 1987’de, ‘’Nothing Like the Sun’’ albümünde öyle bir şarkı yazar ki Sting, aslında aynı melodinin içinde dönüp dururken hayatı, yağmur damlalarını ve aklımızdaki o küçük izi unutmamayı hatırlatır, aslında aynı hayatın içinde dönüp duran biz insanlara. ‘’Fragile’’, 1987’de Nicaragua’da Kontra tarafından öldürülen hidrolektrik mühendisi Ben Linder’a adanmıştır…

  ”For all those born beneath an angry star.

Öfkeli bir yıldızın altında doğan biz insanlar…

   Lest we forget how fragile we are… ”

Ne kadar kırılgan olduğumuzu unutmayalım diye…

‘YAĞMUR HEP BİZE NE KADAR KIRILGAN VE GÜÇSÜZ OLDUĞUMUZU ANLATACAK’

  (Sting, Stevie Wonder- Fragile)

İngilizce’de de, Fransızca’da da “kırılgan” anlamına gelir.Fransızca’da “frajil” diye okunur..Ancak “şiddete karşı evrensel” bir parça olan Fragile parçasında; fragile sözcüğünü Sting, kırılgan olmaktan çok “güçsüz” anlamında kullanıyor…

1993’te çıkan ‘’Ten Summoner’s Tales’’ albüm ismi Chaucer’ın ünlü Canterbury hikayelerinden ve Sting’in artık kullanmadığı soyadının bileşiminden oluşan bir sözcük oyunudur  ve içinde Sting’in İstanbul konserinde giriş şarkısı olarak çaldığı ‘’If I Ever Lose My Faith In You’’ ile birlikte ‘’Shape of My Heart’’, ‘’Heavy Cloud No Rain’’ ve muhteşem göklerde güneşi unuttuğumuz ‘’Fields of Gold’’ vardır ki Sting 1994’te yayımladığı ‘‘Best Of’’ albümünün ismini de ‘’Fields of Gold’’ olarak koymuştur.

‘’Desert Rose’’… Her zaman albümlerine de farklı dillerde isimler vermesi ile tanıdığımız Sting bu kez de doğu kültürünün gizeminin içinde sakladığı tutkuyu notalarıyla taşımış, Cezayirli sanatçı Cheb Mami ile olan düetiyle ve şarkının vazgeçilmez cazibesiyle ‘’Desert Rose’’, o sene Türkiye’de de müzik kanallarında en çok dinlenen ve hala bir dinleyişle yetinemediğimiz şarkılardan olmuştur.

Aktivist, aktör, söz yazarı, besteci, gitarist Sting 2013’te çıkardığı ‘’The Last Ship’’ albümünde babasıyla tersanelerde geçirdiği zamanlara döner ve bu dönüşün sebebini de şöyle açıklar: ‘’…Günler,geceler,aylar,yıllar boyunca bir şey yazamamak, üretememek bir kabustu ve kendime sorduğum tek soru, ilham perilerinin beni neden terk ettiği olmuştu. En sonunda, kendi hakkımda yazamıyorsam, neyi yazabilirim dedim ve gençliğimde terkettiğim topraklar kaybettiğim esin perisini bana cömertçe geri verdi…’’ der ve 2014 sonbaharında Broadway’de kendi ismiyle sahnelenecek oyun için yazdığı şarkılarda fark ederiz ki Sting çoğu zaman sokakta güneşi bile kapatacak kadar büyük olduğunu anımsadığı gemiler inşa eden emekçilerin hikayesini bize anlatmaktadır, çocukluğu boyunca kötü çalışma şartları içinde çalışan işçilerin daha sonra devasa gemileri ile duydukları gururu hissetmiştir ancak bu ona göre çok küçük bir dünyadır ve bu yolculuğa bir kere çıkıldı mı geriye dönmek zordur. Gordon, çocukken kendi hayatının da böyle bir çıkmaza gireceği korkusuyla yaşamıştır, gemilerin yola çıkışı, eve dönüşü, bu yolculukta keşfettikleri aslında Sting’in kendine dönüşüdür; eve döndü Sting ve bize de bu Celtic tınılarını taşıyan albümü dinlemek ve onun yolculuğunu anlatan muhteşem oyunu izlemek için Broadway’den bilet alma hayali kurmak düştü.

It’s a strange kind of beauty,
It’s cold and austere,
And whatever it was that ye’ve done to be here,
It’s the sum of yr hopes yr despairs and yr fears,
When the last ship sails…

” Eric Clapton – Layla ” isimli şarkının hikayesi

Eric Clapton kimdir ?

Eric Clapton, İngiliz Blues gitaristi, şarkıcı ve besteci. Lakabı “Slowhand”dir. The Yardbirds, Bluesbreakers, Cream, Blind Faith, Derek and Dominos gibi gruplarda çaldı. “Tears In Heaven” isimli şarkısıyla 6 dalda Grammy ödülü kazandı.

Eric Clapton Blues müziğin en sevilen isimlerinden biri olup. “TANRI” olarakta biliniyor.Hatta duvarlarda “Clapton is god” yazıları yazıyor.

Clapton is a god ile ilgili görsel sonucu

Hikayeye başlamadan önce Pattie Boyd kimdir bahsedelim:

Patricia Anne “Pattie” Boyd İngiliz manken, fotoğrafçı ve George Harrison ve Eric Clapton’ın eski eşi. Boyd, iki eşine de ilham olmuştur. “Something”, “For You Blue” ve Clapton’ın “Layla”, “Wonderful Tonight” ve “Bell Bottom Blues şarkılarının ilham kaynağıdır

Eric Clapton, hayatını ve hayatındaki kadınları “Eric Clapton: Otobiyografi” kitabında anlattı. Yazar Christopher Simon Sykes ile birlikte kaleme aldığı kitapta Clapton, kendisini reddeden annesini, uyuşturucu bağımlılığını, uzun yıllar beraber yaşadığı Alice Ormsby-Gore’u ve asla unutmadığı, büyük aşkı Pattie Boyd’u anlattı.

Eric Clapton’dan bir itiraf : Layla’yı, Pattie dinleyince George’u terk edip bana gelsin diye yazdım.

Eric Clapton, George Harrison’ın sık sık arayan soran bir insan olduğunu ve bu yüzden bayağı görüştüklerini anlatıyor. Böyle görüşmelerin birinde George Harrison, Eric Clapton’dan Pattie ile ilgilenmesini istedi, çünkü o gece karısının kız kardeşi Paula ile beraber olmak istiyordu. Clapton, “George’un bu teklifi beni hiç şaşırtmadı, çünkü o zamanın ahlak anlayışı istediğin şeyin peşinden gitmeni söylüyordu. Ama maalesef gecenin sonunda George ile Paula arasında hiç birşey olmadı. Ve ben geceyi Paula ile geçirmek zorunda kaldım. Sonra da Pattie’ye daha yakın olabilmek için Paula ile beraber oldum. Paula sayesinde Pattie ile flört etmem için sık sık fırsat çıkardı. En sonunda bir akşam dayanamadım ve Pattie’yi arayıp, aslında istediğimin o olduğunu söyledim. Önce karşı çıktı, evli olduğunu söyledi. Ama onun evine gitme teklifimi de kabul etti. Böylece aramızda garip bir ilişki başladı.”

Gizli gizli buluşmalarla devam eden bir dönemin ardından, Eric Clapton, bir akşam dayanamaz ve George Harrison’ın suratına “Karına aşığım” diye bağırır. Clapton bunun aslında Harrison için de rahatlatıcı olduğunu söylüyor, “Zaten George da aramızda bir şeyler olduğunu seziyordu. Böylece karısı ile yarı-gizli bir ilişkimiz oluştu. Ama onu ne kadar ikna etmeye çalıştıysam da, Pattie, George’u bırakmaya hiç yanaşmadı. Derek ve Dominos grubunun ilk albümü için yazdığım şarkıların tamamı onun içindi. Özellikle “Layla” onu benimle yaşamaya ikna için bilinçli yazılmıştı, “Yalnız kalınca ne yapacaksın?” diye soruyordu. Bu albümü dinleyince benim çağrıma kayıtsız kalmayacağına ve George’u tamamen bırakacağına içten inanıyordum. İşe yaramadı. Hatta onu “George’u bırakmazsan, devamlı eroin çekerim” diye tehdit etmem bile işe yaramadı. Tabii bu tamamen blöftü. O dönem zaten devamlı eroin kullanıyordum.”

Sevgilisi Alice uyuşturucu tedavisi görürken, Pattie, Clapton’ın tekrar aklına düşer, “Pattie nihayet George’dan ayrılmaya karar vermiş ve Los Angeles’a yerleşmişti. Ben de “461 Ocean Boulevard” albümü için Amerika turnesindeydim. O da turneye katıldı. İlişkimize olgun falan denemezdi, daha çok bilinmeyene duyulan bir meraktı. Saklanma zorunluluğu olmadan onunla beraber olmak harikaydı, ama gerçekle de yüzleşmek zorundaydık. Ona “Pattie” demek istemiyordum. Bu onun halen George’un karısı olduğunu kabul etmek anlamına gelirdi. Ben de ona “Nell” demeye başladım. Bunu pek umursamadı. Turnenin birinci ayağı boyunca benle kaldı. O gittiği andan itibaren önüme gelen kadınla beraber olmaya başladım. Sanki ilişkimizi sabote etmeye çalışıyordum. Sanki artık benim olduğu için, onu istemiyordum.”

  ONU İSTEMEMİN BİR NEDENİ DE BENİM İSTEDİĞİM HER ŞEYE SAHİP BİR ADAMA AİT OLMASIYDI

Eric Clapton’un annesiyle sorunlu ilişkisi, onu derinden etkilemiş. Kitabını hayatındaki en önemli kadınlara ithaf ediyor; anneannesi, karısı ve kızlarına. Ancak Clapton’ı 1945 yılında, 16 yaşındayken dünyaya getiren annesi Pat, bu listede yok. Babası muhtemelen Kanadalı bir asker. Ama Pat bunu hiçbir zaman doğrulamıyor. Bilinen, annesinin Eric’i daha bebekken anneannesine bırakarak Kanada’ya yerleştiği ve başka bir adamla evlenerek orada yeni bir hayat kurduğu. Eric Clapton dayısını ağabeyi, teyzelerini ve annesini de ablaları sanarak büyüdü. Fakat büyüdükçe durumunda bir gariplik olduğunu anladı. Evdekilerin kendi aralarında geçen konuşmalardan gerçek annesinin Pat olduğunu çıkardı. Pat, kocası ve iki çocuğu onları ziyarete geldiği bir gün, annesinin karşısına çıktı ve, “Artık sana anne diyebilir miyim?” dedi. Pat’in dokuz yaşındaki Eric’e cevabı, mesafeli karakterine uygundu: “Hayır. Bence anneannen ve dedene, anne-baba demeye devam edersen daha iyi edersin.” İleriki yıllarda Pat ve Eric arkadaş olmayı başardılar ama Eric Clapton annesinin onu sevdiğine asla inanmadı: “Beni sevdiğini bana söylerdi. Ama hiç seviliyor gibi hissetmedim. Sevgi söylemekle olmaz, önemli olan nasıl davrandığındır. Sevgi bir tavırdır, duygu değil.”

Eric Clapton’ın annesiyle garip ilişkisi duygusal yaşamını da etkiledi: “Sevdiğim insanın benle bir ilişki istemediğini bilmek beni ona bağlardı” diyor. Clapton’ın George Harrison’ın karısı Pattie Boyd’la ilişkisi, belki de bu yüzden büyük bir tutkuya dönüştü. Onu bir konser sonrasında ilk kez gördüğü anı, kitapta şöyle tarif ediyor, “Onu görür görmez, alışılmadık bir güzelliği olduğunu düşündüm. Gördüğüm en güzel kadındı ama olay sadece görünüşü değildi. Daha derinde bir şey vardı. Aklımı başımdan alan tüm varlığı ve duruşuydu. Onu istememin bir nedeni de, benim istediğim her şeye sahip bir adama ait olmasıydı. Aynı duyguyu annemin diğer oğlunun oyuncaklarına bakarken de yaşardım.” 

WONDERFUL TONIGHT DA PATTIE İÇİN

Wonderful Tonight’ın sözlerini, Pattie’nin bir akşam yemeği için hazırlanmasını beklerken yazdım. Alt katta ben onu beklerken, o bir türlü kıyafet beğenmiyordu. Ona “Harika görünüyorsun. Lütfen yeni bir şey deneme” dediğimi hatırlıyorum. Ama her çift için klasik o durumdaydık; ben hazırdım, o değildi. Aşağı indikten sonraki 10 dakika içinde şarkının sözlerini yazmıştım. 

  ALICE ARİSTOKRAT BİR HİPPİYDİ

Pattie ile ilişkisi devam ederken, Eric Clapton Alice Ormsby-Gore ile beraberdi. Clapton’a göre aristokratik bir hippiydi. Clapton’la beraber yaşadıkları dönemde Alice de eroin kullanmaya başladı. Yıllar sonra da yüksek dozda eroinden ölecekti. Clapton kitabında, “Beni kendime getiren Alice’in babasının bana yazdığı mektup oldu. Mektupta eğer bu gidişe bir dur demezsem, bizi polise ihbar edeceğini yazıyordu. Ben de zaten derinlerde bir yerde, bir masumu zehirlediğimin farkındaydım. Bunun üstüne frene basmaya karar verdim” diye yazıyor.

” Eagles-Hotel California ” isimli şarkının hikayesi

1976 yılında Glenn Frey, Don Felder ve Don Henley tarafından kaydedilmiş bu şarkı o zamanlarda İngiltere ve Amerika’da müzik listelerinde en üst sıralardaydı.

Welcome to the Hotel California.Such a lovely place (such a lovely place).Such a lovely face(Hotel California’ya hoş geldiniz. Çok hoş bir yer (çok hoş bir yer). Çok hoş bir yüz.) gibi sözleri olsa da acıklı bir hikayeden doğan muazzam bir baş yapıttır

Sene 1969, kahramanımız 1965 model Impala’sıyla güzel bir sahil turuna çıkmıştır , çok uzun ve yorucu yolculuğunun sonunda biraz da dinlenmek ümidi ile Hotel California isimli sevimli bir otelde soluklanmıştır. Her şey bu otelde başlayıp bu otelde bitecekti…

Hava çok sıcak, sahiller güneş gibi parlıyor ve ışıltı taa karşı koylardan hissedilebiliyordu. Yakışıklı adam, yorgun bir halde akşamüstü anca bir odaya yerleşmişti. O gece deliksiz bir uykunun ardından sıkı bir kahvaltıdan sonra kendini California’nın sıcak sularına bırakmıştı. Akşam saatlerinde olan animasyon gecesinde, hemen yanındaki odada kalan kadınla tanıştı ve ikili yakın arkadaş oldu.

California sahillerinde beraber gezdiler, denize girdiler, güneşlenip sevişitiler..

Çok sevdiler birbirlerini, koca bir yaz hep beraberdiler ve aşkın içinde adeta büyülenmiştiler. Otelin güzel ve sevecen insanlarından çok etkilendiler.Bütün mutlulukları beraber ve doyasıya yaşayacaklarına söz verdiler. Akıllardan çıkmayacak bir yaz yaşadılar.

Yaz bitmişti, yapraklar dökülmeye başlamıştı. Sanki iki aşık için ayrılık vakti gelmişti. Bir kararın eşiğindeydiler ve beraber aldıkları karar da şöyleydi: ”Eğer tam bir sene sonra birbirlerini unutamaz ve bu aşkın ateşi sönmez ise bir sonraki yazın ilk günü (tanıştıkları ilk günü kastederek) Hotel California’da buluşacakları” yönündeydi. Sözleştiler, ayrıldılar.Ama bu yaşadıkları aşkın yaz aşkımı yoksa bir ömür beraber olacaklarının habercisimiydi ? Bilinmiyordu …

Tam bir sene geçmişti. Adam sözleştikleri gibi kadınla otelde buluşmak için yola çıkmıştı. Çok büyük bir heyecan ile bir an önce California’ya varmak istiyordu ve çok stresliydi. Acaba sözleştikleri gibi kadın da sözünde duracak mıydı ?

Uzun bir yolun ardından adam sonunda Hotel California’ya varmıştı. Tanıştıkları ilk gündü o gün, otelin yanına geldiğinde kapkara bir bina ve yıkık camlar görmüştü. Otel bir gün önce bir ihmalkarın, sigara izmaritini yatak kenarına atması neticesiyle(Bazı kaynaklara göre sigortadan çıkmış bir kaçak ile ) yanmıştı. Adam bu üzücü olayı sevdiği kıza haber vermek istedi, onun da geldiğinden o kadar emindi ki sahile koşarak hep buluştukları ağaç eve gitti. Ancak kadını bulamadı.Hızlıca otele döndü ve görevlilere sordu, “Buraya bir kadın gelecekti gördünüz mü ?”.Sonrasında acı haberi almıştı. Acı gerçek o kadar kötüydü ki.Sevgilisi kabul ettiği, her gece rüyasında gördüğü, bir senenin hayalini beraber geçirdiği kadın, sürpriz yapma ümidiyle bir gün öncesinden otele gelmişti ve çıkan yangında hayatını kaybetmişti.

Bazı söylentilere göre adam bir bara gidip bir içki sipariş etti ve iki tane peçete rica etti. İlk peçete ile gözlerini silerken ikincisinde hislerini yazdı. Daha sonra adam bu acıya dayanamayıp köprüye giderek intihar etti. Bu yazıp bıraktığı peçeteyi garson içki bardağını almaya geldiğinde buldu ve zamanın zengin insanlarında birine verdi. Ve sonrasında bu peçete Eagles grubunun eline geçip bestelendi

NOT : Bu hikayenin pazarlama satışı(Marketing sales) için yazıldığı söyleniyor..

_87788096_84baeabd-3aef-469c-8571-1d8e454c6c63

” Haluk Levent – Elfida ” isimli şarkının hikayesi

Haluk Acil’den yani bilenen adıyla Haluk Levent’ten bahsetmek gerekirse ;

26 Kasım 1968’de Adana’da doğan Haluk Levent.Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Mühendisliği, Ankara Üniversitesi Kastamonu Meslek Yüksek Okulu Bilgisayar Programcılığı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü ve Ankara Üniversitesi Muhasebe bölümünde olmak üzere eğitim görmüştür. Ailesinin maddi durumunun yetersiz olmasından dolayı okullarını yarıda bırakmak zorunda kalıyordu.1992 yılında barlarda çalışmış ve bu dönemlerde Yıldıray Gürgen ile tanışmıştır. Bu tanışma Levent’in albüm kalitesini artırmasında olumlu olmuştur. Albüm ve müzik çalışmaları 3 yıl gibi bir sürede meyvesini vermiş ve ‘Yollarda’ adlı albümünü çıkarmıştır. İlk albümden sonra ikinci albümü ‘Bir Gece Vakti’ 1 milyon satışa yaklaşmıştır. Ardından üçüncü albümü olan ‘Arkadaş’ piyasaya çıkmıştır. Sanatçı uzun süre peşini bırakmayan bir ticaret davasından dolayı 1997’de 9 ay ceza evinde kalmıştır.Cezası bittikten sonra da 18 ay askerlik yapmak için çok az vakti vardı. Askere gitmeden önce ‘Yine Ayrılık’ adlı albümünü çıkardı. Sanatçı askerliğini bitirdikten sonra da birçok başarılı albüme imza atmıştır. En çok dinlenen parçası 2010 yılında çıkardığı ‘Hacivat Karagöz’ olmuştur. Fakat kaset satışlarında pek bir etki görülmemiştir. Haluk Levent’in Eda adında bir kızı vardır.

Haluk Levent bu yazıyı şarkı hakkında konuşulan polemikleri bitirmek için yazmış :


Son dönemlerde Elfida şarkısı üzerinden çok konuşuldu. Polemiklere girildi. Hala Twitter’da Elfida’nın bir genç kız olduğu vs. türlü türlü şeyler söyleniyor. Bu konuya açıklık getirmek istedim. Birincisi Elfida ismi sonradan verilmiş bir isim. Adı Beyzanur kızımızın. 4 yaşlarındayken tanıştım bu kızımızla. Babası Murat Çelik bir emekçiydi. Kızın amansız hastalıkla mücadele için Cerrahpaşa Tıp Fakültesine gidiyordum. Doktorlarla görüşüyordum. Detayları burada anlatmak istemiyorum ama çok uğraştık. “

Şarkının hikayesi :

Elfida Beyzanur isimli bir kız çocuğuna yazılmış.Bir gün doktorların odasındaydım ve doktorlardan biri bana dedi ki: ” Haluk Bey, bu kızı gözden çıkartın. ” Yanımda da müzisyen arkadaşım Emrah Aydoğdu var. Emrah, ” Gözden çıkarılan kadın anlamı Osmanlıca’da Elfida.” dedi. Belki tam birebir anlamı olmuyordu ama bir kavram olarak çok uyuyordu. Tabi biz birbirimize sarılıp ağladık. Gerçekten Beyzanur’u çok seviyordum.Ve oturdum şarkıyı yazdım. Sevgili Emrah Aydoğdu da elinden geleni yaptı. Sözlerinde düzenlemeleri yaptık ve Ömer Faruk Güney’in de müziği vardı. Bu şekilde Beyzanur’un son günlerinde ona şarkıyı söylüyordum ama kendisi olduğunu bilmiyordu Elfida olarak biliyordu. Tabi küçük bir çocuktu son zamanlarında 8 yaşındaydı.O dönem de şirketlerim batmış, sözlerdeki ” Omzumda iz bırakma yüküm dünyaya yakın ” şunu ifade etmek içindi. Ya zaten dünya kadar batmışım, sıkıntılıyım, Beyzacığım ne olur bari sen gitme demek içindi. O sözlerdeki ” Yüzyıllardır sarılmamış kolların ” cümlesi,anne ve babası gece gündüz nöbetteydiler. Beyzanur’un kırılganlığından hasta yatağından dolayı sarılamıyorlardı. Gerçekten sarılabildiklerini görmedim.” Sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu ” sözleri ise Beyzanur’un gerçekten hep yağmurlu gözleri vardı hayata tutunmaya çalışan… O dönemde hastane personeline Bakırköy’de bir konser verdim. Beyzanur’a iyi baksınlar diye onların gecesine katıldım. O gece evden başka bir yere kaldırılan Beyzanur’u kaybettik. Ardından anne ve babasından rica ettim. Yıllardır Beyzanur’un babasıydınız. Evet kızımızı kaybettik. Lütfen bir çocuk daha yapın dedim. Aradan bir yıl geçti beni aradılar. Haluk Abi bir kız çocuğumuz oluyor. “ Adını Elfida koyun. “ dedim ve kızları oldu. Adı Elfida. Şu anda o Elfida belki de 8-9 yaşlarında ve bir okulda okuyor. Ablasının ismini taşıyor.Bu şarkıyı o dönemlerde söylerken birçok kişi söyledi. Ben bu şarkıyı ticari amaçla kullanmak ve vermek istemedim ve vermedim de. Bu başka bir şeydi. Bir Akdeniz Akşamları faciası daha yaşamak istemiyordum. Biliyorsunuz Akdeniz Akşamları muazzam bir şarkıdır aslında. O dönemin bir öyküsüdür ama herkes okuya okuya artık içimizden gelmeyecek hale geldi. Elfida’nın öyle olmasını istemiyordum o çok özel bir şarkıydı ama ben yurtdışındayken benim bilgim dahilinde olmadan Ankara’dan bir müzisyene verilmiş şarkı. Çok üzüldüm ve kızdım. Ailesi beni aradı, çok özür diledim. Vermeme kararı aldık şarkıyı. Burada ailesinin de çok mücadelesi oldu Beyzanur ile ilgili ve tekrar hayata döndürülmesiyle ilgili. Onların acılarını hep paylaşmaya çalıştım. Kısacası Elfida’nın öyküsü bu. Başka hiçbir öyküsü yok. Net, düz, sade…”

slack-imgs

Beyzanur’un son bakışı….

“Yorulmuşsun, hakkını almış yılların.”

422

Ve Elfida.

” Cheers Darlin’ ” isimli şarkının hikayesi

Öncelikle Damien Rice’den azıcık bahsedelim;

İrlanda’nın Hüzünlü Hazinesi: Damien Rice

Damien Rice, 7 Aralık 1973 doğumlu söz yazarı, müzisyen ve şarkıcı. Müzik tarzına folk/indie rock diyebilmekle birlikte müthiş bir müzik zenginliği içinde gitar, piyano, perküsyon, çello ve keman gibi enstrümanları çalabilmektedir.Müziğe 90’larda Juniper adlı rock grubuyla adım atmış, iki albüm sonrasında ise ayrılıp müzik kariyerine solo olarak devam etmiştir. Bu karardan hiçbir pişmanlığının olmadığını dile getiren Rice, 2002 yılında çıkardığı ilk solo albümündeki bütün şarkıların sözlerini kendi yazmış ve prodüktörlüğünü de üstlenmiştir.

Şimdi şarkının hikayesine geçelim ;

Damien Rice, sürekli takıldığı barda bir kadınla çarpışır ve özür dilemek için bir içki ısmarlamak ister. Birer kadeh şarap içerler. İlk kadehler bittiğinde kadın kalkmak ile kalkmamak arasındayken Damien bir kadeh daha ısmarlamak ister; derken muhabbet ilerlemeye başlar ve birer kadeh daha içilir. O sırada Rice gizlice saati kontrol ederek, eğer 15 dakika içinde kalkarsa son otobüsü yakalayabileceğini düşünmektedir. Fakat muhabbet arasında aynı yerde, en azından aynı otobüsle gidilecek yerde oturduklarını öğrenmiştir kadının. Bir kadeh daha içersek otobüsü ikimiz de kaçırıp eve kadar beraber yürürüz düşüncesi içine girer ve saatten bahsetmez kadına. Birer kadeh daha içilir, Damien’ın sigarası da bitmiştir lakin kadından otlanıyordur. Otobüs saati geçtiğinde Damien saate bakarak “Tüh otobüs de kaçtı ne yapacağız” der. Kadın ise, “Sorun değil, erkek arkadaşım gelip alacak beni” diye cevap verir. İşte o an Damien yıkılır, ama belli etmez ve “Ha tamam o zaman ya” diyerek tuvalete gider. Geldiğinde ise kadın masaya üç tane sigara bırakıp gitmiştir. Damien ise hemen eline aldığı peçeteye bu şarkıyı yazar.